21 Mart 2011 Pazartesi

16 Aralık 2010 Perşembe

4 Aralık 2010 Cumartesi

Şu anda Akşam gazetesini okuyanlar beni aşağılıyorlardı,

budala ve hırslı aşık halime ne kadar gülüyor, haberin ayrıntılarına ne kadar inanıyorlardı? Sürekli bunu aklımdan geçiriyor, bir yandan da Füsun'un haberi okuyunca ne kadar üzüleceğini düşünüyordum. Annemin telefonundan sonra, Feridun'a telefon edip FÜsun'u ve bizimkileri bugünkü Akşam'dan uzak tutmasını öğütlemek geçti aklımdan. Ama yapmadım. Birinci neden, feridun'u ikna edememe konusuydu. İkinci ve daha derin neden ise, aslında bütün aşağılayıcı havasına, beni budala yerine koymasına rağmen, haberden memnun olmamdı. Bu memnuniyetimi kendimden saklıyordum, ama şimdi yıllar sonra çok iyi görüyorum: Füsun ile ilişkim, ona yakınlığım -her neyse- en sonunda gazetelere geçmiş, bir anlamda toplum tarafından kabul edilmişti! Bütün İstanbul sosyetesinin takip ettiği "Cemiyet" sütununda yazılan her şeyi - hele bunun gibi alaycı, sivri dilli rezalet haberini- herkes aylarca konuşurdu.

Orhan Pamuk- Masumumiyet Müzesi

1 Aralık 2010 Çarşamba

25 Kasım 2010 Perşembe

"görmedim, duymadım, bilmiyorum"

intikam soğuk yenen bir yemektir!

Bugün 25 Kasım, Türkiye erkeklerinin utanç günü

'Kadına Yönelik Şiddete Hayır Günü'nde kahreden tablo: Kadınların yüzde 41.9'u şiddet görüyor, yüzde 48'i bunu kimseye söylemiyor.



Kadınların hayatlarının her alanında gördükleri şiddetin mücadelesini anlatan ve simgesi olan 25 Kasım ‘Uluslararası Kadına Karşı Şiddete Hayır Günü’ Türkiye’de kadınlara yönelik sınırsız şiddetin acı tabloları bir kez daha gündeme geldi. Türkiye’deki kadınların, yüzde 41.9’u fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor. Kadınların yüzde 48’i uğradığı şiddeti kimseye anlatamıyor. Şiddet ne ekonomik düzey dinliyor ne de eğitim seviyesi. Ve araştırmalara göre, şiddet kadının hayatına bir kere girmişse mutlaka devamı geliyor. En kapsamlı araştırma
Türkiye’de şimdiye kadar yapılan en büyük kadın araştırması Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve AB’nin desteği ile Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü’nce 24 bin 48 hane ziyareti ve 12 binden fazla kadınla yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirildi. Bir bölümü daha önce kamuoyuyla paylaşılan Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, ilginç sonuçlarıyla dikkati çekiyor:

Türkiye’de kadınların yüzde 41.9’u fiziksel ve cinsel şiddete uğruyor.
Yüzde 49.9’la en fazla şiddete maruz kalan kadınlar ‘düşük gelir’ grubunda. Orta gelir durumunda bu oran yüzde 41.8, ‘yüksek gelir düzeyin’de de yüzde 28.7.
‘Çalışan’ kadınların yüzde 44.1’i, çalışmayanların yüzde 41.1’i şiddet mağduru.
Eğitimsiz kadınların yüzde 55.8’i, lise ve üzeri eğitim alan kadınların yüzde 27.2’si şiddet mağduru.
En az bir kez gebe kalmış her 10 kadından biri gebeliği sırasında şiddet yaşıyor.
Kadınların yüzde 57.6’sı, üç veya daha fazla kez yaralandığını söylüyor.

Ekonomik şiddet Erkeklerin ‘işten çıkmaya neden olma veya çalışmaya engel olma’ oranı düşük gelir seviyesindeki kadınlarda yüzde 21.5 iken, yüksek gelir düzeyindeki kadınlarda neredeyse aynı: Yüzde 21.2. Yaşadığı şiddetini kimseye anlatmayan kadın oranı yüzde 48.5. Düşük gelir düzeyinde bu oran yüzde 54.1, yüksek gelir düzeyindeyse yüzde 37.5. Şiddet yaşamış kadınların yüzde 33.7’si ‘hayatına son vermeyi düşündüğünü’ söylüyor.
Düşük ve yüksek gelir grubunda bu fikri aklından geçiren kadın oranı aynı, yani yüzde 34.6.
İntihara götürüyor Şiddet görenlerin yüzde 12.4’ü intiharı denemiş. Düşük gelir düzeyinde bu oran 12.4 iken, yüksek gelir düzeyinde yüzde 11.
Mirabel kardeşler ve Urfalı kadınlar
Bugünün Kadına Yönelik Şiddet’e Hayır Günü olmasının hikâyesi şöyle: 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva, Maria Mirabel’in cesetleri bir uçurumun dibinde bulundu. Mirabel kardeşlerin, tecavüz edilerek vahşice öldürüldüğü ortaya çıktı ve onlar diktatörlüğe karşı mücadelenin sembolü oldu. 1981’de Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım günü, Mirabel kardeşlerin anısına ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ ilan edildi. Dün Şanlıurfa Viranşehir’de bugün dolayısıyla yapılan eyleme 100 kişi katıldı. Eylemde konuşan Emine Çetiner, “Kadına yönelik şiddet sürekli artıyor. Biz kadınlar olarak dört duvar arasına hapsedilen tüm kadınlara özgürlük istiyoruz” diye konuştu. {ŞANLIURFA/DHA}

24 Kasım 2010 Çarşamba

Tecavüz Mitleri


ELİF DUMANLI'DAN
Tecavüz Mitleri
Dolmuşta beni taciz eden üç erkekle mücadeleye giriştiğimde, beni ilk yargılayan bir kadın olmuştu. Peki ya kendimi savunacak güçte olmasaydım? Neden hiç kimsenin sesi çıkmamıştı? İnsanları tepkisizleştiren cinsel şiddetle ilgili önyargılara "tecavüz mitleri" denildiğini, cinsel şiddetle mücadeleye başladığımda öğrendim.

Elif DUMANLI Ankara - BİA Haber Merkezi22 Kasım 2010, Pazartesi

Tecavüz mitlerine nerden ve nasıl taktığımı anlatayım öncelikle. İki sene kadar önceydi. Öğlen vaktiydi. Dolmuşa bindim. Arka dörtlü koltuktayım. Durakların birinde dolmuşa iki-üç erkek bindi ve biri yanıma oturdu. Bacaklarını açtı.

Erkeklerin toplu taşıma araçlarında bacaklarını açıp oturmaları artık erkeklik kuralı sayıldığı için alıştık, alışmakla birlikte bir kenara bedenimizi iki büklüm edip bize kalan yere sığmaya çalışma yöntemleri geliştirmekle meşgulüz.

Yanıma oturan adam elleriyle cinsel organına yakın yerleri okşamaya ve pis pis sırıtarak bakmaya başladı bana. Ben de tip tip baktım. "Ne oldu bayan, rahatsız mı oldun?" dedi. "Evet, rahatsız oldum." dedim. Dememle adamın elini yüzüme doğru savurması bir oldu. O zamanlar refleks çalışması yapıyordum sporda. Kendimi korudum.

Adam ayağa kalktı ve bana tekme atmaya çalıştı. Yine kendimi savundum. Ayağa kalktım ve yumruk sallamaya başladım. Ayaktaki diğer iki erkek de saldırganın arkadaşlarıymış. Üç kişilermiş. Üçü de aynı anda saldırmaya çalıştılar. İnanmayacaksınız ama darbe almadım. Söylemiştim, refleks çalıştığımı. Sizleri ürkütmemek ve adımı "Amozan"a çıkartmamak için yumuşatarak "refleks" diyorum; uzak doğu yakın dövüş çalıştığım o zamanları.

Nasıl yaptığımı tam olarak hatırlamıyorum, çantamdan biber gazını aldım ve sıktım. Ortalık birden biber gazıyla doldu. Solculuktan gelen bir alışkanlıktan olsa gerek saldırganlar ve dolmuştaki halkım kadar etkilenmedim. Adamlardan biri "Oğlum bu karı boks biliyor. İnelim." dedi ve indiler. Zaten dolmuş durmuş ve kapılar açılmıştı.

Asıl olay şimdi başlıyor. Hamile bir kadın bana dönüp bağırmaya başladı. Neden gaz kullanmışmışım, neden şoförün ve dolmuştaki diğer iyi erkeklerin tepkisini beklememişim.

"Konuşmalarımızı duymadınız mı? Şoförü ve diğer erkekleri beklemiş olsaydım şimdiye kadar tecavüze uğramıştım" dedim.

Cevap: "Edebinle otursaydın bunlar başına gelmezdi." Benim cevap: "Bu ülkede bir yaşındaki kız çocukları edepsiz mi otuyordu tecavüze maruz kalırken?"

Atışmalar uzun. Dolmuştaki iyi erkeklerden çıt çıkmıyor. Kafama takıldı bu olay. Beni ilk yargılayan bir kadın olmuştu. Kendimi savunacak güçte olmasaydım, o dolmuşta gündüz vakti onca insanın içinde tecavüze mi maruz kalacaktım? Neden hiç kimsenin sesi çıkmamıştı? Neden tepkisizlerdi?

İnsanları tepkisizleştiren cinsel şiddetle ilgili önyargılara "tecavüz mitleri" denildiğini öğrendim cinsel şiddetle mücadeleye başladığımda. Tecavüz mitleriyle ilgili üç ayrı aktarımda bulunmak istiyorum. Hepsini aynı anda değil.

Şimdi Alberto Godenzi'nin cinsel şiddet araştırmasından yola çıkarak oluşturduğu tecavüz mitlerinden bahsedeceğim, zamanı geldiğinde de diğerlerinden. Cinsel şiddetle mücadelede öncelikle bilinmesi gereken bence mitler.

Alberto Godenzi, tecavüz mitlerini beş kategoriye ayırıyor. Birincisi; cinsel şiddeti asıl tahrik eden kadınlardır: Bu önyargının çıkış noktası genellikle kadınların giyinişleri ve hareketleriyle erkeği tahrik ettiğine dayandırılmaktadır. Dolmuştaki o hamile kadının benim saldırıya uğrama sebebimi edepsiz oturmakla itham etmesinin ve düşünmesinin sebebinin altında bu mit yatmaktadır.

İkincisi; hiçbir kadın kendi isteği dışında tecavüze uğramaz: Bu iddiada bulunanların çıkış noktası, erkeğin, kadının isteğini yerine getirdiğidir. Dolmuştaki o sessiz iyi erkeklerin de bilinçaltında yatan bu mit olsa gerek. Onlar galiba asıl bacaklarını okşayarak erkekleri baştan çıkaranın ben olduğumu, sonra da aramızda bir anlaşmazlık yaşandığını ve kavga ettiğimiz sandılar. Genellikle tecavüzcü erkeklerin ilk iddiası, parada anlaşamadık oluyor. Bu iddia otomatik olarak kadını, toplum gözünde orospu(?!) haline getiriyor ve olayda duyulması gereken tepki kadına yöneliyor.

Bu mitler erkek egemen sistemin ürünleri. Cinsel saldırıyı meşrulaştırma yöntemi. Saldır, gücünü kullan ve olaydan zarar almadan kurtul. Kurtulmakla kalma olaya toplumsal olarak devam edebilmek için mit uydur, toplumu inandır. Kadını mücadeleden soğut ve ölüme sürükle.

Üçüncüsü; kadınlar gizliden gizleye kendilerine tecavüz edilmesini ister: Cinsel şiddete maruz kalmış bir kadının bile zevk almış olabileceğini düşünmek gülünç ötesi bir şey. Cinsel saldırı travmadır ve travmanın etkileri yıllarca sürmektedir. Hatta ölene kadar. Bu yine erkeklerin tecavüzlerini meşrulaştırma yöntemleri için uydurdukları bir yargı.

1990'larda Batı Almanya'da cinsel saldırı suçundan yargılanıp ceza alan erkekler üzerinde yapılan bir araştırmada, görüşülen erkeklerin nerdeyse hepsi yaptıklarını meşru görüyor. Meşruluk iddialarının ilk sırasında da bu mit yer almakta.

Meşruluk iddialarını örneklendirmek için okudukları ve seyrettikleri filmlerden bahsediyorlar. Filmlerdeki sevişme sahnelerinin çoğunluğunda ilk başta erkeğe karış koyan, direnen kadının az bir debelenmeden sonra birden bire zevkle seviştiği yıllarca gösterildi ve halen de gösterilmektedir. Suç sayılması gereken bir şey, erkeklerin cinsel şiddetlerini meşruluk aracına dönüşüyor. Senaristlerin nerdeyse yüzde doksan dokuz buçuğu da erkek olması da tesadüf olmasa gerek.

Dördüncüsü; tecavüz biyolojik bir zorunluluktur: Uyarılmış bir erkek biyolojik olarak geri dönemezmiş. Dönse bile bu dönüş biyolojik tahribat yaratırmış erkek üzerinde.

Televizyon seyretmeyen biri olarak bu konuların gündüz kadın kuşağı programlarında bilim safsatası kisvesi altında işlendiğini yengemden öğrendim.

"Biliyor musun neden tecavüzler arttı? " Bilmediğimi söyledim. Merakla açıklamasını bekledim. Hormonlu yiyecekler yüzündenmiş. Erkekler bu hormonlu yiyeceklerden biyolojik olarak etkileniyorlarmış ve kendilerine engel olamıyorlarmış. "Yenge, ben de sürekli hormonlu domates yiyorum ama henüz kimseye saldırmadım" dedim ve başladım tartışmaya.

Tartışmamıza burada Batı Almanya'da cinsel saldırı yüzünden ceza almış erkekler üzerinde yapılan araştırmadan örnek vermek istiyorum. Yapılan bu araştırmaya göre, saldırgan erkeklerin yüzde 70'i güç tutkusuyla hareket etmiş; yüzde 25'i öfkeyle hareket etmiş; geriye kalan yüzde 5'i ise sadist eğilimlerle hareket etmişler. Bu yüzde 5'i hormonlu domates yemiş olabilir.

Gelelim son mite. Beşincisi; saldırgan bir yabancıdır: Yapılan araştırmalar tam tersini göstermektedir. Saldırgan
ların büyük çoğunluğu tanıdıktır ve genellikle de aile içindedir. Aile kurumunu tartışılır hale getirmemek ve gözlerden uzak tutmak için, tecavüzcü erkekleri yabancı sapık erkek, ailedeki erkekleri de namus şövalyesi haline getirmeye çalışan erkek egemen zihniyettir.
Alberto Godenzi'nin mitlerine temel oluşturan araştırmayı bir sonraki yazıya bırakıp, ayrılıyorum. (ED/BB)